|
Kaçacak bir yer yoktu. Zaten kaçmak isteyen de yoktu. Bir an "kız" aklından geçirdi sadece... Bir andı sadece. Sevemediği adamın kayboluşunu izlemek istemiyordu. Tamam, sevememişti belki ama erkeğin de kaybolmasına gerek yoktu. Şehirde deniz yoktu ama erkeğin sırtı rıhtıma bakıyordu. Kızın yüzü yoktu ama erkeğe bakıyordu, "Bunu yapmak zorunda mısın?" dedi kız. Erkek cevap vermedi. Erkeğin ağzı vardı ama ... Konuşamadı. Sadece başını öne indirip kaldırdı. Havadaki balıklar, gün boyu martı avlamaktan yorulmuş olacaklar, oturup kızı izliyorlardı. Erkeğin izlenmeye tahammülü yoktu, kızınsa hep hayaliydi izlenmek. İzleniyordu işte. Erkek son bir kez sevdiği kıza baktı. Kızın yüzü yoktu. Erkeğin ağzı yoktu. "Yapacağın şey beni üzmez biliyorsun değil mi?" dedi kız. Erkek bunu zaten biliyordu. Kız da erkeğin cevabı bildiğini biliyordu. Erkek yavaş yavaş adımlarını geriye doğru attı. Kızın yüzü yoktu, bakamadı. Erkek gitmek istemiyordu, söyleyemedi. "Ah bir konuşsa..." diye düşündü kız. "Belki sevebilirim onu." "Ah bir konuşabilsem..." diye düşündü erkek. "Belki sevebilir beni." Sonra rüzgar erkeğin ağzına, kızın yüzüne dokundu. Erkek " Seni görebiliyorum!" diye bağırdı sevinçle. Kız "Konuşabiliyorsun!" diye bağırdı. Sade bir bağırmaydı bu, ne sevinç ne de bir şaşkınlık... Erkek üzüldü yine, kızın yüzü kayboldu diye. "Neden kaybettin yüzünü!" diye bağırdı erkek. "İstediğimi konuşmadın" diye fısıldadı rüzgar kızın ağzından. Erkek geriye birkaç adım daha attı. Vapura bindi. Kız hiçbir şey söylemedi. Erkeğin yüzü, kızın ağzı yoktu.
Zamanın birinde...
|